Lazca gidelim ne demek ?

Mert

New member
Lazca “Gidelim” Demekle Başlayan Bir Yolculuk

Geçen yaz başımdan geçen küçük ama etkisi uzun süren bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Belki aranızda benzer bir an yaşayanlar vardır. Karadeniz’in sisli dağ yollarından birinde, yaşlı bir amcanın bana söylediği tek bir cümle, günlerce üzerine düşünmeme neden oldu: “Lazca gidelim demek, sadece bir yere doğru yürümek değildir.”

O gün aile büyüklerimden kalan eski bir köy evini görmek için Rize taraflarına gitmiştim. Yanımda çocukluğumdan beri haritalara, dillere ve insanların hikâyelerine meraklı olan arkadaşım Murat vardı. Köyün girişinde bize rehberlik eden Hasan Amca ile tanıştık. Sohbet sırasında yolculuğumuzdan bahsederken “Hadi gidelim” anlamında kullanılan Lazca bir ifadeyi duyduk. Hasan Amca gülümseyerek, “Siz bu sözü sadece hareket etmek sanıyorsunuz ama bizim için içinde niyet, beraberlik ve hatıra var” dedi.

İşte o an bu konuyu araştırmaya başladım. Çünkü bazı kelimeler yalnızca sözlük anlamı taşımaz; bir halkın geçmişini, yaşama biçimini ve dünyaya bakışını da içinde saklar.

“Lazca Gidelim” İfadesinin Ardındaki Anlam Dünyası

Lazca, Doğu Karadeniz’de özellikle Rize ve Artvin çevresinde yaşayan Laz halkının tarih boyunca kullandığı dillerden biridir. Gürcü dilleriyle aynı dil ailesinde yer alan Lazca, yüzyıllar boyunca farklı kültürlerle temas ederek gelişmiştir.

Türkçedeki “gidelim” kelimesi çoğu zaman bir yerden başka bir yere hareket etmeyi anlatır. Ancak Laz kültüründe yol kavramı yalnızca fiziksel bir değişim değildir. Yol; birlikte hareket etmek, bir karar almak, bir hikâyeye dahil olmak anlamlarını da taşıyabilir.

Hasan Amca’nın sözleri bana bunu düşündürdü. Ona göre bir insan “gidelim” dediğinde aslında karşısındakine de bir davet gönderir. “Ben gidiyorum” değil, “biz bir yola çıkıyoruz” duygusu vardır.

Bu noktada erkek ve kadın karakterlerin olaylara yaklaşım biçimleri de hikâyemizde farklı pencereler açtı. Arkadaşım Murat, kelimenin kökenini araştırırken daha çözüm odaklı hareket etti. Eski kaynaklara baktı, dil araştırmalarını inceledi, farklı kullanımları karşılaştırdı. Onun yaklaşımı daha stratejikti; önce bilgiyi topluyor, sonra parçaları birleştirerek sonuca ulaşmaya çalışıyordu.

Benim kuzenim Zeynep ise köyde yaşayan kadınlarla yaptığı sohbetlerde farklı bir yol izledi. O, kelimenin insanlarda uyandırdığı duygulara odaklandı. Yaşlı kadınların çocukluk anılarını, aile içinde bu kelimenin nasıl kullanıldığını ve hangi durumlarda söylendiğini dinledi. Onun yaklaşımı ilişkiler ve duygusal bağlar üzerinden ilerliyordu.

Burada önemli olan birinin diğerinden üstün olması değildi. Murat’ın analitik araştırmaları olmasaydı kelimenin tarihsel yönünü anlayamazdık. Zeynep’in insan hikâyelerine verdiği önem olmasaydı da bu kelimenin yaşayan tarafını göremezdik.

Bir Kelimenin İçinde Saklanan Tarih

Araştırma yaptıkça fark ettim ki diller, toplumların hafıza defterleri gibidir. Bir kelimenin kaybolması bazen sadece bir sözcüğün kaybolması anlamına gelmez; o kelimenin taşıdığı yaşam biçimi de yavaş yavaş unutulabilir.

Laz halkı tarih boyunca denizcilik, tarım ve dağ yaşamıyla iç içe olmuştur. Karadeniz’in zorlu coğrafyasında insanlar dayanışmaya büyük önem vermiştir. Dağ köylerinde bir evin yapılmasından tarladaki işe kadar birçok konuda insanlar birbirine destek olmuştur.

Bu yaşam tarzı, kullanılan dile de yansımıştır. Birlikte hareket etmeyi anlatan ifadeler yalnızca günlük konuşmanın parçası değil, toplumsal dayanışmanın da göstergesi olmuştur.

Köyde konuştuğumuz Ayşe Teyze’nin anlattığı bir anı beni çok etkiledi. Gençliğinde komşularıyla birlikte yaylaya çıktıklarını söyledi. “Biri ‘gidelim’ dedi mi herkes hazırlanırdı. Çünkü o sözün içinde yalnız yol yoktu, beraberlik vardı” dedi.

Bu cümle bana şunu düşündürdü: Modern dünyada birçok şeyi hızla tüketiyoruz. Kelimeleri de bazen anlamlarını düşünmeden kullanıyoruz. Peki kaç kelimenin içinde geçmişten gelen böyle hikâyeler saklı?

Değişen Dünya ve Kaybolmaya Yüz Tutan Diller

Bugün küçük dillerin yaşatılması dünyanın birçok yerinde önemli bir konu olarak görülüyor. Çünkü dil, yalnızca iletişim aracı değildir. Bir toplumun mizahını, müziğini, atasözlerini, doğayla ilişkisini ve düşünme biçimini taşır.

Lazca da modern hayatın etkileriyle bazı bölgelerde daha az konuşulur hale gelmiştir. Genç kuşakların büyük şehirlerde eğitim ve iş hayatına yönelmesi, günlük dil alışkanlıklarını değiştirmiştir.

Ancak bu değişim sadece kayıp anlamına gelmez. Yeni nesiller farklı yollarla kültürlerini yaşatabilir. Bazıları müzikle, bazıları sosyal medya ile, bazıları akademik çalışmalarla bu mirası korumaya çalışıyor.

Murat bu konuda “Bir dili korumak için sadece geçmişe bakmak yetmez, geleceğe de bakmak gerekir” demişti. Zeynep ise “Ama geleceğe giderken insanların duygularını ve hikâyelerini unutmamak gerekir” diye eklemişti.

İki farklı bakış açısı aslında aynı noktada birleşiyordu.

Lazca Bir Sözden Öğrendiğim Büyük Ders

O gün köyden ayrılırken Hasan Amca bize yine aynı sözü söyledi. Bu kez kulağımda farklı yankılandı. Çünkü artık onun yalnızca “hadi hareket edelim” demediğini biliyordum.

Bazı kelimeler insanları bir yere götürür. Bazıları ise insanın geçmişine götürür.

Lazca “gidelim” ifadesi üzerine düşündüğümde şunu fark ettim: Bir toplumun dili, o toplumun dünyaya nasıl baktığını gösteren bir aynadır. Bir kelime bazen bir yol tarifinden çok daha fazlasıdır; içinde insanların sevinçleri, ayrılıkları, mücadeleleri ve umutları vardır.

Bu hikâyeyi paylaşmamın sebebi de tam olarak bu. Belki sizlerin de ailesinde, köyünde veya yaşadığınız bölgede böyle anlam taşıyan kelimeler vardır.

Hiç düşündünüz mü? Günlük hayatta kullandığınız hangi kelimenin içinde geçmişten gelen bir hikâye saklı olabilir?

Belki bir gün siz de bir kelimenin peşinden gidip hiç beklemediğiniz bir hikâyeye ulaşırsınız.
 
Üst